18 yaşında intisâb ettiği Mahmud Efendi Hazretlerinin kâtiplik, malî işler, kitaplarının hazırlanmasından basımına varıncaya kadar yayın faaliyetleri, yerine imametten vekilliğe, istihâre ve teveccüh yetkisi dâhil ilim ve tasavvuf yolunda her hizmetinin nâibi olan Ahmed Fikri Efendi Hazretleri, “Sirâcü’l-Müttekîn” nâm eserin de yazarıdır.
Sirâcü’l-Müttekîn
Hâfızlığın yanı sıra itikadın temelinde yer alan ve amele konu olan hadislerin ezberlenmesi hususunda da hassas olan Mahmud Efendi Hazretleri, Şeyhi Ali Haydar Ahıshavî Hazretlerinin son derece kıymet verdiği “Zübdetü’l-Buhârî”den ve diğer kaynaklardan seçtiği hadisleri ezberler ve bilâhare yazar. Yazdığı cüz kaybolunca, kâtibi Ahmed Fikri Efendi Hazretlerine yazmasını emreder. Mahmud Efendi Hazretleri ezberinden okur, Ahmed Fikri Efendi Hazretleri yazar. Böylelikle; bugün talebe-i ulûmun ezberleyegeldiği, Mahmud Efendi Hazretlerinin bizzat “Sirâcü’l-Müttekîn” adını verdiği hadîs cüzü vücut bulmuş olur.
Aradan yarım asra yakın bir süre geçer. Bu süre zarfında eserin farklı baskıları yapılır; izahlı ve şerhli çeşitli hacimlerde neşri süregelir. Şeyh Ahmed Fikri Efendi Hazretleri de yazarı olduğu esere, Mahmud Efendi Hazretlerinin “Rûhu’l-Furkān”daki usûlü üzere bir şerh yazmayı murad eder.
Hadîs-i şerîflerin evvelâ soru edatlı kırık manasını, sonra toplu manasını nakşeder. Kitapta ilk geçtiği yerde sahâbî râvînin kısa hâl tercemesini sunar. Lâfızdaki kapalı ve garîb kelimelerin manasını açar ve olabildiğince anlaşılır bir üslûpla kısa izahlarda bulunur. Yer yer fıkhî hükümlere de temas eder.
Şerh çalışması bu hassasiyetle süren eser tamamlandığında; her seviyeden muhatabın rahlesinde muhakkak bulunması, aile içinde ve her ortamda ders ve sohbet kitabı olarak istifade edilmesi gereken iki ciltlik bir şaheser hâline gelecektir. Şeyh Ahmed Fikri Efendi Hazretleri 2017’de okuyucuyla buluşan eserine, 2024 Nisan’ından (Hasan Efendi Hazretlerinin vefatı), hatta 2022 Haziran’ından (Mahmud Efendi Hazretlerinin vefatı) sonra yaşanacaklar karşısında bir delil gösterircesine, “Salikler İçin Delil” anlamında “Delîlü’s-Sâlikîn” adını verecektir.
Evliyâullâhın İşi Çok Latîf, Ziyade İncedir
Hayat yolunun ustası olan velîler, aynı zamanda söz üstadıdırlar. Çoğu zaman açıktan ilân yapmak yerine, “Sözün tamamı ahmağa söylenir” kabilinden az ve öz konuşurlar. Hazreti Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in özde olduğu gibi sözde de Cevâmiü’l-Kelîm hususiyetine vâris olarak, insaf ve akıl sahiplerine vecîz şekilde seslenirler.
Şeyh Ahmed Fikri Efendi Hazretleri de eslâfının üslûbu üzerine, Resûl-i Ekrem (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in dilinden hakikatleri anlattığı o muazzam esere “Delîlü’s-Salikîn” adını vererek önemli bir konuyu işaret etmiştir.
Hâlleri ve Yaşadıkları Kendisinde Mahfuzdur
Mahmud Efendi Hazretlerinin kendilerinden sonra irşâd vazifesi için ismini yazdırması, teveccüh yetkisini aktarması, Hasan Efendi Hazretlerinin dört şahid huzurunda naspetmesiyle tasavvufun hilâfet-icâzet usûlü açısından en küçük bir şüpheye mahâl bırakmayacak biçimde hilâfete nâil olan Şeyh Ahmed Fikri Efendi Hazretleri, silsile-i aliyye ile ilgili kitaplarda anlatılan meşâyihin hâli üzere bu zor zamanda destansı bir irşâd hizmeti ifa etmektedir.
Hilâfet, tasavvufî hayat boyunca büyük imtihanlar aşılıp yüksek dereceler elde edildikten sonra lütfedilen bir makamdır. Yaşanan o hâller birer sırdır. Tecrübe edenin kendisinde mahfuzdur. Bazı şeylerin, ehline nadiren anlatıldığı da olur.
Nitem İmam Bursevî Hazretleri, Şeyhi Atpazarî Kutub Osman Efendi’nin, şeyhi tarafından halife tayin edildiğinde gördüğü rüyayı şöyle nakletmiştir: “(…)O gece rüyada Hak Teâlâ Hazretlerini gördüm. Bana bir mushaf verip şöyle buyurdu: ‘Bunu al ve kullarımı Bana davet et!’ Dehşete kapılmış bir vaziyette ve hayretler içerisinde uyandım. Beni büyük bir muhabbet ve heybet kaplamıştı. Sonra şeyhe gelip vâkıayı anlattım…”
İmam Bursevî Hazretleri, şeyhinin kendisine sır olarak anlattığı bu rüyanın hikmetini açıklamama sebebini ise şöyle ifade etmiştir: “Allah katından izinli olmasında büyük bir sır vardır. Onu anlatamam ve onun anlaşılmasını havâssın zevkine havâle ediyorum; çünkü o sırdan bahsetsem insanların benim neyi kastettiğimi anlamayacaklarını, bu sebeple kötü itikada düşeceklerini ve karışıklığa sebep olacağını biliyorum. Zira hikmetli sırları/kanunları anlamak, insanların çoğunun beyinlerinde yer alan cüz`î aklın işi değildir.”
İmam Bursevî Hazretlerinin şeyhi Atpazarî Kutub Osman Efendi, yaşadığı hâllerden birini şöyle anlatmıştır: “Seyr u sülûkümün başlarında, kuşluk namazı kılmak için abdest almaya çıkmıştım. Pıhtıya benzer siyah ve koyu bir kan kustum. Bu kan on avuç kadar vardı. Bir saat sonra hüviyyet noktasından istirsâlât ve tenezzülâta (fiilî tecellî) kadar bana bazı şeyler keşfolundu. Ben ﴾هُوَاللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ﴿ ‘O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır.’ âyetini işitmeyi çok severim; çünkü bu âyet, bana vâkî olan tecellînin kaynağıdır. Hazreti Şeyh ’e, ‘O siyah kan, Allah Teâlâ’nın, Hazreti Peygamber’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) mübârek göğsünü yardığı zaman kalbinden çıkardığı şey olup şeytan ondan insana müdahale eder.’ dedim. Bana dedi ki: ‘Belki de odur.’ Ayrıca ben, o hadisenin meydana geldiği günden bu ana kadar vücudumda bir hafiflik hissediyorum. Onun sayesinde yükümlülüklerin zahmeti üzerimden kalktı, öyle ki benim için onları yerine getirmek, insanların alışkanlıkları gibi kolaydır. Zira ben o günlerde tarifi imkânsız bir şekilde tevhid zikri ile meşgul oluyordum.”
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri 1. cildin 180. mektûbunda; ilim, takva ve istikametiyle tanınan bir şeyh efendiye müteşeyyihlik iftirası atanlara: “En düşük derecede olan Müslümandan bile böyle bir şeyin südûru beklenemezken nasıl olur da din büyüklerinden beklenebilir?” buyurarak çıkışmıştır. Şeyh Ahmed Fikri Efendi Hazretleri de seyr u sülûkü boyunca ve hilâfet sırrına nailiyet yolunda muhakkak pek çok şey yaşamıştır. O hâller, kendisinde mahfuzdur. Belki bir gün, o sırdan bazı katreler kimilerine açılacaktır. Ezcümle en büyük delil; takva ve istikamet üzere sürdüğü hayatı, bizzat kendisidir. Hilâfet müessesesindeki tayin şartı da şahidlerin şehadetiyle yerine gelmiştir.
İşte, bunlar hakikatlerdir. Şeyh Hasan Efendi Hazretlerinin hilâfetini ilk günden itibaren iptale uğraşanlar, kabirden yönetilecek muharref tarîkatın temellerini 20 yıl öncesinden atarak yıllar yılı alt yapısını hazırlayanlar ve kirli dezenformasyon karşısında gerçeklere gözlerini ve kulaklarını tıkayanlar bu hakikatten elbette nasip alamayacaklardır.
Hakikatin peşinde olanlar ve Allah Teâlâ’nın, resûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve vârislerinin hakkını ve hatırını her şeyin üzerinde tutanlar ise delillerin en büyük ve en açığını görüp hakka tâbi olacaklardır.
Mevlâ Teâlâ, bâtılı bâtıl bilip teberrî eden ve hakkı hak bilip tâbi olanlardan eylesin!
Yorum Yazın
Yorum Ekleyin