Her daim istikamet üzere bulunan Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem için tekid ifade eden bu hitap, son derece sarsıcıdır. “Beni Hûd Sûresi ve kardeşleri (saçımı ağarttı) ihtiyarlattı” [1] hadîs-i şerîfinin Ebû Ali Senûsî kuddise sirruhû tarafından rüyada Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve selleme sorulduğu ve mezkûr hitabı ihtiva eden “112. âyet-i kerîme” cevabının alındığı rivayet edilir.[2]
Bilinmelidir ki Resûlüllâh sallâllâhu aleyhi ve selleme gelen söz konusu ağırlık, kendisinin hayatı ve istikametinden duyduğu endişeden değil, ümmetinin bu yolda müdavemeti noktasındaki düşüncesindendir.[3]
Hazreti Ömer radıyallâhu anhın istikameti, “Emir ve yasaklar üzerinde dosdoğru olmak, tilkinin yaptığı gibi kurnazlığa kaçmamaktır”[4] şeklinde tanımlamış olması oldukça manidardır.
İstikamet; ilim, amel ve diğer ahlâkî davranışları, kısaca her şeyi içeren bir mefhumdur. Âriflerin “kıldan ince, kılıçtan keskin” olarak tanımladıkları istikameti şüphesiz en güzel biçimde yaşayanlar, Allah Teâlâ’ya karşı takva, yani sorumluluk duygusu en yüksek olan ârif-i billâh zatlardır. Onların en önemli özelliği, aşırılıktan uzak biçimde orta yolu tutmalarıdır. Her şeyin hakkını verme üzerine kurulu bu yolda yürümek, en zor iştir.
Bunun imkânı, muhakkak Allah Teâlâ’nın inayetiyledir. Nitekim, [5]“…وَلَوْلَٓا اَنْ ثَبَّتْنَاكَ” âyet-i kerîmesi de bunu teyid etmektedir. İsmail Hakkı Bursevî kuddise sirruhû bu hakikati, “Bilesin ki özel olarak ezelî bir inâyete ve ilâhî bir cezbeye mazhar kılınanlar dışında bütün nefisler, istikamet yolundan sapma eğiliminde yaratılmıştır” sözleriyle ifade buyurmuştur.[6]
Hangi müspet iş olursa olsun, her birinde başarı ve muvaffakiyete erişebilmek, o işte sebat ve istikamet ile mümkündür.
Dosdoğru olmak, Muhammed ibn Fazl kuddise sirruhûnun beyanı veçhile, bütün güzelliklerin, sayesinde kemâle erdiği bir haslettir. Bu, Allah Teâlâ’dan başkasına muhtaç olmama seviyesinde, istiğnanın zirvesi bir durumdur. Onlar, masivadan tamamen uzaktırlar ve malayaninin daima terkini tavsiye edicidirler.
Ehl-i İstikamet, İnsanlık Önünde Canlı Birer Örnektir
Elmalılı Hamdi Yazır rahmetullâhi aleyh, tefsirinde istikamet ehlinin örnekliğine dikkat çeker. Onların, Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâm ve ahlâkını en güzel yaşayanlar olarak, insanlara örnek teşkil ettiğini vurgular.[7] Sözü bu noktada bizlere canlı bir örnek olan Fikri Efendi kuddise sirruhû Hazretlerine getireceğim…
Yaklaşık 65 senedir İsmailağa çevresinde bulunan Fikri Efendi kuddise sirruhû Hazretlerini herkes kendi dönemine göre farklı yaşından ve çağlarından tanır. Herkesin söylediği ortak şey, dünden bugüne hep aynı olduğu, istikamet üzere bulunduğu, hassasiyetleriyle yaşadığı şeklindedir.
Her Çağında İstikamet Üzereydi
Gençlik çağından tanıyan, İsmailağa’daki ilk ders halkalarından bilenler de aynı şeyi söyler, vekillik dönemini bilenler de aynı şeyi, imamlık ve emeklilikten sonra camideki tarîkat hizmetlerini bilenler de aynı şeyi söylerler.
Şahidlerin anlattığına göre, ihvandan biri bir gün Mahmud Efendi kuddise sirruhû Hazretlerine biraz da haddini aşarak ve tarîkat edebine muğayir olarak kendisiyle ilgili bir şey, yani hilâfet gözüküp gözükmediğini sorar. Bastonu kaldırıp uzatan Mahmud Efendi kuddise sirruhû Hazretleri, “Böyle olursan, olur!” buyurur. “Dümdüz olursan, bugün böyle, yarın öyle olmazsan, şerefini, haysiyetini, zühd ve takvanı muhafaza eder, kişiliğini ve şahsiyetini korur da dimdik, dosdoğru olursan” olur demektir bu.
Fikri Efendi kuddise sirruhû Hazretleri, Mahmud Efendi kuddise sirruhû Hazretlerinin, “Seferber olmamız lazım. Bu dini düşmanların elinden kurtarmak için bu kadar çalışmak yetmez. Bütün azalarını bu dosdoğru dine dikeceksin.”[8] emrine imtisalen, gençlik çağlarından itibaren hep dimdik ve dosdoğru olmuştur.
Kendilerinin Mahmud Efendi kuddise sirruhû Hazretleri tarafından 1998’de hilâfete namzet görülmesi, sonrasında teveccüh ve istihare hizmetlerini deruhte etmesi, Hasan Efendi kuddise sirruhû Hazretleri ve Mustafa Efendi rahmetullâhi aleyh Hazretleri sağlık sorunları ve özellikle Kovid-19 salgını sebebiyle fiili vazifelerinde bulunamazken tarîkat hizmetlerini yürütmüş olması, hilâfete liyakatinin kâfi delilleridir.
Tanıyan Herkesin Şahid Olduğu Gerçek
Şeyh-i Hâcegân Ahmed Fikri Doğan Efendi Hazretlerini yıllar yılı tanıyıp bilenler, hatta bugün aleyhinde bulunanlar dahi onun doğruluk ve istikametine şahiddirler. Zira iftira üretirken dahi, ancak çalı-çırpı nesnelliğini aşamayacak birtakım vesveseleri öne sürebilmişlerdir. İftiralarını düzmeye başlamadan önce, onun hassasiyetlerini, tarikat dersinde bile hiç kazası olmadığı gerçeğini itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Asrımızda böylesine müstakim şahsiyetlerin sayısı son derece azalmıştır. Böyle bir ortamda bizlere düşen, çekişmeleri ve hamaseti bir kenara bırakıp bu örneklikten istifadeye gayret etmektir.
Dipnotlar
[1] Tirmizî, Tefsir, 57, No. 3297; Beyhakî, Delâil, 1/358.
[2] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 4/194.
[3] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur’ân Dili, 5/18.
[4] İmam Kuşeyrî, er-Risâle, 2/357.
[5] İsrâ Sûresi, 74’ten.
[6] Rûhu’l-Beyân, 4/195.
[7] Hak Dili Kur’ân Dili, 5/17.
[8] Mahmud Efendi Hazretlerinden Duyulan Hikmetli Sözler, s. 352.
Yorum Yazın
Yorum Ekleyin