Kur’ân-ı Kerîm, Sahâbe-i Kirâm’dan sonraki nesillere kırâat imamlarının ravileri ve o ravilere kavuşturan tarîkler vasıtasıyla ulaşmıştır. Kıraat ilminde tarîkin, bundan ayrı olarak çeşitli nispetlere göre farklı anlamları söz konusudur: Kırâat imamlarının sayısı açısından seb‘a, aşere, takrib (Aşru’l-Kubrâ); tahsil açısından semâ‘, arz ve eda; icrâ açısından infirâd ve indirâc; kaynaklar açısından Şâtıbiyye, Teysîr, Tahbir ve Tayyibe; bölgeye nispetle meğâribe ve meşârika; esas alınan med mertebelerine göre ise mertebeyn ve erbaa şeklindeki sınıflandırmalar da “tarîk” olarak kavramsallaşmıştır.
Tarîk ıstılahının bir başka anlamı ise ilm-i kırâat öğretiminin sonraki asırlarda ortaya çıkan farklı teknikleridir. Bu teknikler de zamanla kendi içerisinde mesleklere dönüşerek gelişim göstermiştir. Osmanlı’mızda temelde İstanbul ve Mısır olmak üzere iki tarîk üzerinden aktarılagelen ilmin tedrisatında İstanbul Tarîki içinde İtilâf ve Sufi meslekleri ve Mısır Tarîki içinde Mutkin ve Ataullah meslekleri yaygınlaşmıştır.
İstanbul Tarîki içinde Sûfî Mesleği, Ahmed el-Mesyerî’den (ö.1006/1597) sonra sırasıyla Evliyâ Muhammed Efendi, Şaban b. Mustafa (ö. 1097/1686) ve Sultan Ahmed Camii imamı Çelebi Muhammed b. Mustafa’nın (ö. 1144/1731-32) ardından Ahmed es-Sûfi ile müstakil bir kimlik kazanmıştır. Son asırlarda bilhassa kırâat eğitimine verilen önemin zayıflaması ve başka sebeplerle, daha çok ruhsatların tercih edildiği ve birden çok yöntemin bir arada uygulandığı İstanbul tarîkinde Sufi, Mısır tarîkinde Ataullah meslekleri rağbet görmüştür. Hatta Sûfî mesleğinin şimdilerde İstanbul Tarîkinde icra edilen tek meslek hâline geldiği ifade edilmektedir.
Ahmed es-Sûfî’nin Hayatı ve İlmî Şahsiyeti
Sûfî mesleğinin kurucusu kabul edilen Ahmed es-Sûfî ile ilgili, kaynaklarda çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Nitekim doğum tarihine dair de kesin bir kayda ulaşılamamıştır. Aslen Kastamonuludur. Uzun müddet İstanbul’da hayat sürmüştür. Aksaray Langa’daki Bostancıbaşı Abdullah Ağa Camii’nde imamlık etmiş ve aynı zamanda Şeyhülkurrâlık vazifesinde bulunmuştur. Kırâat ilmini Sultan Ahmet ve Fatih Camiilerinde imamlık yapmış olan Çelebi İmam Mehmed Efendi’den tahsil etmiştir. Ahıskalı Gürcü Osman Efendi (ö. 1204-5/1778-89) ile Hasan b. Vidinî (ö. 1238/1822) önde gelen talebeleridir.
Kırâat ilminin yanı sıra diğer ilimlerde de mertebe sahibi olan ve Nakşibendî tarîkatına mensup bulunan Ahmed es-Sûfî, Eyüpsultan-Savaklar semtindeki Mustafa Paşa Dergâhı postnişinlerindendir.[1] Osmanlı devrindeki kurrâdan tarîkat şeyhleri gibi tekkesinde kırâat ilmini tedris etmiştir. Kesin olarak tespit edilememişse de Arabzâde Mehmed Emin Efendî’den (ö. 1171/1758) sonra Reîsülkurrâ olarak tayin edilmiş olma ihtimali yüksek görülmüştür. Talebeleri Osman Ahıskavî ve Hasan b. Vidinî’nin de farklı zamanlarda Reîsülkurrâlık makamına nail oldukları kaydedilmiştir. 1162/1749 yılında vefat ettiği belirtilen bu büyük zâtın kabrinin yeri bilinmemektedir.
…
Kurucu bir meslek sahibi olduktan ve kendinden sonra gelen sayısız insan Kur’ân-ı Kerîm’in vücûhâtına seninle tevcîh olunduktan sonra hakkında bir bilgi olsa ne olur, olmasa ne olur; kabrinin yeri bilinse ne olur, bilinmese ne olur!
Dipnot
[1] Belirtilen tekkenin 1753 yılında inşa edildiği ve Ahmed es-Sûfî’nin 1749’da vefat ettiği dikkate alındığında ve ayrıca tekkenin postnişin listesi incelendiğinde, Recep Akakuş tarafından sunulan sempozyum tebliğindeki bu bilginin büyük ihtimalle hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili araştırmalarım devam etmektedir. Net bir bilgiye ulaşıldığında içeriğin ilgili kısmı güncellenecektir.
Yorum Yazın
Yorum Ekleyin